7 Aralık 2011 Çarşamba









Bir içimlik su bütün algılarınız , bir anda kafaya dikilen;
Mideye oturan ;
Ve sindirilmeden dışa atılan...
Bir göz atıp kaçar gibi ;bakmalık tüm değerleriniz.
Görmeden , anlamadan , hissetmeden ...
Sadece yargılayan maharetinizle bitirirsiniz ;
Anlamlandırılacak olan herşeyi..
Çok emin ,ne çok bilir ve de küstahsınız...
Saygı ne gereksiz bir erdem değil mi?
Çünkü gösterirseniz eksilirsiniz...
Maskelerinizin sayısını çoktan unutmuşsunuz...
Yanlış tecrübelerde pişmiş, pişkinleşmişsiniz.
İçi boş görmüş geçirmişliğinizin adını 'ustalık(!)' koymuş 
Aldanışlarınızı hırslarınıza boğmuşsunuz...
Yalnız kalmaktan ödünüz patlarken ,umursamazlıktan medet ummuş;
Yanlışlarınızın hesabını hep sevdiklerinize ödetmişsiniz..
Siz ne olmuşsunuz , ne de olacaksınız...
 Sadece;
Sahtesiniz. 







23 Eylül 2011 Cuma




Tüm sonbahar çocukları adına…


 Eksiltilmiş çalınmış bütün çocukluklarına nispeten inatla hayatlarına tutunmuş  , inançsızlıklarının içerisinde kendilerinde her daim inanılmaya değer kuvvetler bulmuş,sonbahar yağmurları gibi akıp giden devinimin ardından muhakkak ruhlarını temizleyen güneşler doğdurmuşlardır…Masumiyetlerinin yanında sarmaşık  umutları  olmuştur güçlerini besleyen….

Değiştiremediklerini kabullenmişlerdir belki, belki de boşvermişlerdir…
Onlar  da artık büyümüş kendi şahıslarına ait bir hayatlarının olduğunu oldukça erken idrak etmişler;geç kalınmış da olsa erken bir atılım olmuş olsa da her iki durumda da vazgeçilmez tek olgu vardır , hayatın onları olgunlaştırmaya başladıkları yerden,kendilerine yarattıkları dünyaların çoğunu mümkünse hepsini gerçekleştirmek ve de yaşamak…

Başlayan ve biten dönemlerin ardında içlerinde hep  o eksiltilmiş çocukluğu özlerler belki…Kuru gözlerinin ardında ıslak ruhlarını barındırırlar..

Bu kadar sükunet içersinde olmak , dökülen kuru yapraklar gibi koptukları yerden yeniden her defasında filiz vermenin garantisidir yapacakları..

Sonbahar çocuğu olmak ; hüzünün olduğu kadar  temizlenmenin,dinginleşmenin,nadasa çekilmenin,hayatlarına karşı birikim yapmanın zamanı olduğunu bilmektir…

Sonbahar çocukları saf bir mutluluğu dibine kadar yaşamayı da bilirler… Rüzgarın asi çocuğu olmayı da..

Büyürler içlerindeki sonbaharla…

Büyürler içlerindeki yağmurla…








7 Eylül 2011 Çarşamba




Dedi ki;
''Dünyada yaratılmış bir tanrıyım ...
Çok savaştım..Çok da yoruldum..
Galibim..Ama hala bir mucizeyim...
İnzivaya çekildim..
De ki;
İyi ol ,iyi olayım.
De ki;
Kötü...Kötüyüm.''


 Kozasına yenik düşmüş tırtılın kelebek heyecanıyla uçuştum...
Ağır aksak ilerleyişin sabrına , kanatlanmanın özlemine ...
Ham'dım...Olacaktım...Gücüm vardı...İnatçıydım ve mağlup...
Bu evrende bir tozdum bilmiyordu.....
 Kozadan kurtuldum.




Dedi ki;
''Kelebekler öldürüldüğüne göre mutlaka gerçek olmalı...''


Dedim ki;
''Kelebek kanatlansa da gerçekliği kozada kaldı...Herkes kendi dünyasının tanrısıdır.''




Anladım ki;
Bazı şeylerin derinliği  de basitliğinde olabilir.





6 Eylül 2011 Salı





Düş düşünün içerisinde kaybolduk.
Düşün içinden gelen kaybolmuşluğun
 çoğaltıcısı ne olabilir?





Eski bir radyo...Ayarsız...
Zamanın yansımaları...
Gün dönümü...
Hissizlik...
Tren yolları...
Yorgun başlanan başlangıçlar...
Düşlenen ve düşülen gözler...
Kokusuz tenler...Sönmüş bakışlar...Yitirilmiş inanışlar...
Nasırlaşmış acılar...
Kuytular...Sığılamayan sığılışlar...
Yığılmalar...Birikmeler...
Taşmadan sönüşler...
Hevesler ve kursaklar...
Bitmemiş, bitemeyen cümleler...
Yoklamalar...
Sanmalar...Sanrılar...Sancılar...Saçmalamalar...
Pollyananlar...'pollyanamayanlar''...
Düğümler...Hesaplaşmalar...


Sıfır noktası...
Sıcak bir ekmek kokusu...
Varlığını bildiklerin..
Küçük bir anı..Gülümseyen, gülümseten...
Tazeleyen..







Sadece bu.

17 Ağustos 2011 Çarşamba






Aynı yana yaslanmış düşlerim bu gecenin koynunda..
Ucuz bir kaç satır ya da yorgun düşmüş bir kaç mısra...
Hep siz beklentilerimi terbiye edemediniz..
Hepsiz.. 
Edepsizleşiyor cümlelerim dudaklarımdan dökülmeyi bekledikçe..
Kimse bilemez ...Kimbilir...Bilemezsiniz..




Saçlarının yalanlarıyla sar gelecekten düşen geçmişten kopamayan hayallerin omuz başlarını..Pürüzsüz ve narin..Tutunamayan hayallerin kayıp..Hep böyle olmalıydı  ya zaten..
Zamansızlığın ortasında çaldığın kapıların acı yüzleriyle karşı karşıya...
Kapı-duvara bıraktı yerini duvarların kapısızlığında..
Geçemiyorsun için(d)e gömüldüğün odalara.. Aynı kısır döngü, aynı ihtimalsizlikler..
Aynı aldatılış / aynı aldanış.. 
'' Sana ve bana dönüşen hayatımın tohumlarını attım''...Çıkarsın şu mekanik sesi biri zihnimden!..
Kapı yok!  Duvar yok!    Hayal yok!   Tohum yok!

14 Ağustos 2011 Pazar

Azad-Î






Masumiyet penceresinden sarkıtılıyordu hiçbir zaman çekilmeyecek olan fotoğraflar...
Bir kimlik, bir aidiyet mücadelesi.. .
Kadınsı masumiyetlerle erkeksi ellere uzanıyorduk..Ahhh! Ne saçmalık...
Hem erkek hem de kadındık kendi hayatlarımızda ya da hiç biri olamıyorduk...
Issızlığın tam ortasına çadır kurup yerleştirildik...
Geçici sanılıyorduk, göçebe...
Hem öyleydik hem de olamadık...
Ruhumuz yoktu ki mülkümüz olsun...
Anlamsız hayatlar seçiyorduk anlamlı ruhlar bulabilmek için...
Ne çocuk sahibiydik ne de unutulmayan bir çocukluğun...
Herşey savruk düzeninde kimsesiz kalmıştı...
Aidiyet yoktu; teslimiyet de öyle...
Zamanın yitik ruhlarıydık gün ışığıyla kavuşamayan...
Paradokssal karmaşalarla kaçırdık tüm trenleri...
'Geç'tik....Geç kalınmıştık...










Zaman ölüyor, zaman her zaman ki gibi zamansızca ölüyor...
Zamansız aşkların,zamansız mutlulukların,zamansız acıların ve acımasızlıkların peşinden iri kum tanelerinin ironik hızıyla akıyor...Zaman ; dünyanın yok oluşuna ,umutların tükenişine ,kahpeliğe umarsızlığa yaltaklık ediyor....