17 Ağustos 2011 Çarşamba






Aynı yana yaslanmış düşlerim bu gecenin koynunda..
Ucuz bir kaç satır ya da yorgun düşmüş bir kaç mısra...
Hep siz beklentilerimi terbiye edemediniz..
Hepsiz.. 
Edepsizleşiyor cümlelerim dudaklarımdan dökülmeyi bekledikçe..
Kimse bilemez ...Kimbilir...Bilemezsiniz..




Saçlarının yalanlarıyla sar gelecekten düşen geçmişten kopamayan hayallerin omuz başlarını..Pürüzsüz ve narin..Tutunamayan hayallerin kayıp..Hep böyle olmalıydı  ya zaten..
Zamansızlığın ortasında çaldığın kapıların acı yüzleriyle karşı karşıya...
Kapı-duvara bıraktı yerini duvarların kapısızlığında..
Geçemiyorsun için(d)e gömüldüğün odalara.. Aynı kısır döngü, aynı ihtimalsizlikler..
Aynı aldatılış / aynı aldanış.. 
'' Sana ve bana dönüşen hayatımın tohumlarını attım''...Çıkarsın şu mekanik sesi biri zihnimden!..
Kapı yok!  Duvar yok!    Hayal yok!   Tohum yok!

14 Ağustos 2011 Pazar

Azad-Î






Masumiyet penceresinden sarkıtılıyordu hiçbir zaman çekilmeyecek olan fotoğraflar...
Bir kimlik, bir aidiyet mücadelesi.. .
Kadınsı masumiyetlerle erkeksi ellere uzanıyorduk..Ahhh! Ne saçmalık...
Hem erkek hem de kadındık kendi hayatlarımızda ya da hiç biri olamıyorduk...
Issızlığın tam ortasına çadır kurup yerleştirildik...
Geçici sanılıyorduk, göçebe...
Hem öyleydik hem de olamadık...
Ruhumuz yoktu ki mülkümüz olsun...
Anlamsız hayatlar seçiyorduk anlamlı ruhlar bulabilmek için...
Ne çocuk sahibiydik ne de unutulmayan bir çocukluğun...
Herşey savruk düzeninde kimsesiz kalmıştı...
Aidiyet yoktu; teslimiyet de öyle...
Zamanın yitik ruhlarıydık gün ışığıyla kavuşamayan...
Paradokssal karmaşalarla kaçırdık tüm trenleri...
'Geç'tik....Geç kalınmıştık...










Zaman ölüyor, zaman her zaman ki gibi zamansızca ölüyor...
Zamansız aşkların,zamansız mutlulukların,zamansız acıların ve acımasızlıkların peşinden iri kum tanelerinin ironik hızıyla akıyor...Zaman ; dünyanın yok oluşuna ,umutların tükenişine ,kahpeliğe umarsızlığa yaltaklık ediyor....