15 Mayıs 2012 Salı

                         (fotoğraf; Umay Umay )










Hislerimle karışan,çarpıklaşan algılarım yer edinemiyor ruhumda ,barındıramıyorum, fışkırıyor oluk oluk ... Fikrimin firarları kadar firar edebilse şu bedenim...Yalnızlık hecesinden bir sonraki durakta ineceğim istikametini şaşmasa yönlerim... İç bunalmalarımı ,duygu yoksunluğumu , içten içe sızlanmalarımı an be an açık eden ve yalnızca dehşetle bakan gözlerimin iş-güzarlığıyla iş-birliği arasında kalan ifadelerin tutanağını hangi acımasız ellerde aramalıyım bilemiyorum.. 
Bencillikle boyadığımız duvarlarımız gibi arzularımız..Sadece o rengin içine akıyor,transfüzyonuna maruz kalıp kurtulamıyoruz..İç içe geçiyor renkler bencillik bulaşıyor teker teker hepsine ..
 ..Koparıp renklerimi ,nefes nefese uzaklaşıyorum..Bencilliğin bencilliğine kapılmadan ayılıyor,fırlatıp atıyorum içimdeki bütün egoist tanrıçaları...Ağrılarım,acılarım çok evet..Ele geçirmelerine izin vermiyorum...Ama bir anlık rahiya medusa darbesi bırakacak bilinçaltımda..Biliyorum..Sonrası hissizlik...Sonrası taşla(ş)ma...


Ağır geliyor ağırlaşan suretleriniz... Ağır aksak gösterilen samimiyetleriniz ...Altından fırlayacak niyetleriniz... Çıkarsız kalmayan iyilikleriniz...Çıkarsanız maskelerinizi eriyiverecek suretleriniz...Suretlerinizden suretleniriz,ne(yi)me lazım (!)


Ağzımda ehemmiyetli ,ağdalı ve öfkeli ,nüfuzu derin küfürler biriktirdim hepin(m)iz için ...Dilimi bu kadar yoran algıların(m)ızın içine ediyorum itinayla..


Ölümüme dek sürecek tüm çirkinliklere, çirkinliğime olan çirkince mücadelem..


Bir melodi kulağımda ;bu hınca hınç savaşta fısıldıyor ruhuma ''lost  in this world''...
''Işıklar kesildiğinde tam da burası bulunacak olduğum yerdir'' diyor dudaklarım ona ..


Ve gülümsemem hatırlatıyor yalın ayak bastığım topraklar üzerine doğan  gün ışığına ''I am the only one...Wherever ı go''..

















Haksızlık...













21. yüzyıl kızgın tanrıçaların ve ölü ruhların savaşı ...


Medusa darbeleri çoğaldıkça silikleşiyor ruh tasvirine yakışmayan varlıklar, hangi yana dönseler taşlaşıyor umutları.


Lilith'in kan emiciliği ,ruh emiciliği ve intakımı bulaşmış her yana...
Körleştirilmiş tüm mütevazilikler eşiliğinde tehlikesi farkedilmiyor kibir tanrıçasının.


Dea Tacita'ya gömülmüş bulanık sonsuz yaşamları arıyoruz...
Yıkıntıların ardında Kybele'leri.


Ya güneşin arkasına umutlarını saklayan kadınların bekleyişi,öpüşleri,acıları,aşkları...Çocuklarını doğuran bu kadınların;kanaya kanaya hırçınlaşmış bu tanrıçaların ölümsüzlüğüne neden inanmıyorsunuz?


Oysa ki asırlar öncesinde yüklenmişti dişiliğin kudreti yaşayan ve yaşamayan bütün kavramlara...







                                                     (resim)     M.C.ESCHER










Hemen hemen her akşam eve içim sıkkın dönüyorum.Niçin? Bu 'niçin'in bir cevabı yok.Bir işim mi sarpa sardı?
Bir yerim mi ağrıyor? Birisiyle mi çatıştım? Hayır, sadece içim sıkkın.Kendime sorduğum bu sorular girdabında kayboluyorum çoğu zaman.Halbuki ne dertler,ne sıkıntılar,ne acılar var bu hayatta...
Bu iç sıkıntılar,bu bunalmalar tek bir sonuca ulaştırıyor sorularımı;yaşanmışlıkların,görmüşlüklerin,öğrenmenin aslında sonu olmadığını...
İnsanın sınırı yoktur bilgi denizinde,uğraşılarında.Öğrenmeyi ,keşfetmeyi bıraktığımız an tekdüzeleşiyor herşey.İşte bu noktada kapana sıkışıyor her şey ve sorunlar bir çok sonuç doğuruyor...Tatminsizliği,yalnızlaşmayı,paylaşım yoksunu olmayı ve insanlardan uzaklaşmayı.İnsanın kendini adadığı,heyecan duyduğu ve arzu ettiği bir eylemi yoksa eğer,umutlarından da vazgeçmişse ;içinde taşıdığı varoluşun en büyük sorunlarından biriyle yüz yüze kalıyor...
Yaşama arzusu,öğrenme tutkusu, keşfetme ve paylaşma isteği yanıtsız sorular değil içi ve manası dolu yanıtlar getirecektir yolumuza...
Evet hayat sorguladıkça,merak ettikçe dallanıp budaklanıyor.Dikkat etmemiz gereken bu sorgulamanın bizi nerelere taşıdığıdır...







7 Aralık 2011 Çarşamba









Bir içimlik su bütün algılarınız , bir anda kafaya dikilen;
Mideye oturan ;
Ve sindirilmeden dışa atılan...
Bir göz atıp kaçar gibi ;bakmalık tüm değerleriniz.
Görmeden , anlamadan , hissetmeden ...
Sadece yargılayan maharetinizle bitirirsiniz ;
Anlamlandırılacak olan herşeyi..
Çok emin ,ne çok bilir ve de küstahsınız...
Saygı ne gereksiz bir erdem değil mi?
Çünkü gösterirseniz eksilirsiniz...
Maskelerinizin sayısını çoktan unutmuşsunuz...
Yanlış tecrübelerde pişmiş, pişkinleşmişsiniz.
İçi boş görmüş geçirmişliğinizin adını 'ustalık(!)' koymuş 
Aldanışlarınızı hırslarınıza boğmuşsunuz...
Yalnız kalmaktan ödünüz patlarken ,umursamazlıktan medet ummuş;
Yanlışlarınızın hesabını hep sevdiklerinize ödetmişsiniz..
Siz ne olmuşsunuz , ne de olacaksınız...
 Sadece;
Sahtesiniz. 







23 Eylül 2011 Cuma




Tüm sonbahar çocukları adına…


 Eksiltilmiş çalınmış bütün çocukluklarına nispeten inatla hayatlarına tutunmuş  , inançsızlıklarının içerisinde kendilerinde her daim inanılmaya değer kuvvetler bulmuş,sonbahar yağmurları gibi akıp giden devinimin ardından muhakkak ruhlarını temizleyen güneşler doğdurmuşlardır…Masumiyetlerinin yanında sarmaşık  umutları  olmuştur güçlerini besleyen….

Değiştiremediklerini kabullenmişlerdir belki, belki de boşvermişlerdir…
Onlar  da artık büyümüş kendi şahıslarına ait bir hayatlarının olduğunu oldukça erken idrak etmişler;geç kalınmış da olsa erken bir atılım olmuş olsa da her iki durumda da vazgeçilmez tek olgu vardır , hayatın onları olgunlaştırmaya başladıkları yerden,kendilerine yarattıkları dünyaların çoğunu mümkünse hepsini gerçekleştirmek ve de yaşamak…

Başlayan ve biten dönemlerin ardında içlerinde hep  o eksiltilmiş çocukluğu özlerler belki…Kuru gözlerinin ardında ıslak ruhlarını barındırırlar..

Bu kadar sükunet içersinde olmak , dökülen kuru yapraklar gibi koptukları yerden yeniden her defasında filiz vermenin garantisidir yapacakları..

Sonbahar çocuğu olmak ; hüzünün olduğu kadar  temizlenmenin,dinginleşmenin,nadasa çekilmenin,hayatlarına karşı birikim yapmanın zamanı olduğunu bilmektir…

Sonbahar çocukları saf bir mutluluğu dibine kadar yaşamayı da bilirler… Rüzgarın asi çocuğu olmayı da..

Büyürler içlerindeki sonbaharla…

Büyürler içlerindeki yağmurla…








7 Eylül 2011 Çarşamba




Dedi ki;
''Dünyada yaratılmış bir tanrıyım ...
Çok savaştım..Çok da yoruldum..
Galibim..Ama hala bir mucizeyim...
İnzivaya çekildim..
De ki;
İyi ol ,iyi olayım.
De ki;
Kötü...Kötüyüm.''


 Kozasına yenik düşmüş tırtılın kelebek heyecanıyla uçuştum...
Ağır aksak ilerleyişin sabrına , kanatlanmanın özlemine ...
Ham'dım...Olacaktım...Gücüm vardı...İnatçıydım ve mağlup...
Bu evrende bir tozdum bilmiyordu.....
 Kozadan kurtuldum.




Dedi ki;
''Kelebekler öldürüldüğüne göre mutlaka gerçek olmalı...''


Dedim ki;
''Kelebek kanatlansa da gerçekliği kozada kaldı...Herkes kendi dünyasının tanrısıdır.''




Anladım ki;
Bazı şeylerin derinliği  de basitliğinde olabilir.





6 Eylül 2011 Salı





Düş düşünün içerisinde kaybolduk.
Düşün içinden gelen kaybolmuşluğun
 çoğaltıcısı ne olabilir?