23 Eylül 2011 Cuma




Tüm sonbahar çocukları adına…


 Eksiltilmiş çalınmış bütün çocukluklarına nispeten inatla hayatlarına tutunmuş  , inançsızlıklarının içerisinde kendilerinde her daim inanılmaya değer kuvvetler bulmuş,sonbahar yağmurları gibi akıp giden devinimin ardından muhakkak ruhlarını temizleyen güneşler doğdurmuşlardır…Masumiyetlerinin yanında sarmaşık  umutları  olmuştur güçlerini besleyen….

Değiştiremediklerini kabullenmişlerdir belki, belki de boşvermişlerdir…
Onlar  da artık büyümüş kendi şahıslarına ait bir hayatlarının olduğunu oldukça erken idrak etmişler;geç kalınmış da olsa erken bir atılım olmuş olsa da her iki durumda da vazgeçilmez tek olgu vardır , hayatın onları olgunlaştırmaya başladıkları yerden,kendilerine yarattıkları dünyaların çoğunu mümkünse hepsini gerçekleştirmek ve de yaşamak…

Başlayan ve biten dönemlerin ardında içlerinde hep  o eksiltilmiş çocukluğu özlerler belki…Kuru gözlerinin ardında ıslak ruhlarını barındırırlar..

Bu kadar sükunet içersinde olmak , dökülen kuru yapraklar gibi koptukları yerden yeniden her defasında filiz vermenin garantisidir yapacakları..

Sonbahar çocuğu olmak ; hüzünün olduğu kadar  temizlenmenin,dinginleşmenin,nadasa çekilmenin,hayatlarına karşı birikim yapmanın zamanı olduğunu bilmektir…

Sonbahar çocukları saf bir mutluluğu dibine kadar yaşamayı da bilirler… Rüzgarın asi çocuğu olmayı da..

Büyürler içlerindeki sonbaharla…

Büyürler içlerindeki yağmurla…








7 Eylül 2011 Çarşamba




Dedi ki;
''Dünyada yaratılmış bir tanrıyım ...
Çok savaştım..Çok da yoruldum..
Galibim..Ama hala bir mucizeyim...
İnzivaya çekildim..
De ki;
İyi ol ,iyi olayım.
De ki;
Kötü...Kötüyüm.''


 Kozasına yenik düşmüş tırtılın kelebek heyecanıyla uçuştum...
Ağır aksak ilerleyişin sabrına , kanatlanmanın özlemine ...
Ham'dım...Olacaktım...Gücüm vardı...İnatçıydım ve mağlup...
Bu evrende bir tozdum bilmiyordu.....
 Kozadan kurtuldum.




Dedi ki;
''Kelebekler öldürüldüğüne göre mutlaka gerçek olmalı...''


Dedim ki;
''Kelebek kanatlansa da gerçekliği kozada kaldı...Herkes kendi dünyasının tanrısıdır.''




Anladım ki;
Bazı şeylerin derinliği  de basitliğinde olabilir.





6 Eylül 2011 Salı





Düş düşünün içerisinde kaybolduk.
Düşün içinden gelen kaybolmuşluğun
 çoğaltıcısı ne olabilir?





Eski bir radyo...Ayarsız...
Zamanın yansımaları...
Gün dönümü...
Hissizlik...
Tren yolları...
Yorgun başlanan başlangıçlar...
Düşlenen ve düşülen gözler...
Kokusuz tenler...Sönmüş bakışlar...Yitirilmiş inanışlar...
Nasırlaşmış acılar...
Kuytular...Sığılamayan sığılışlar...
Yığılmalar...Birikmeler...
Taşmadan sönüşler...
Hevesler ve kursaklar...
Bitmemiş, bitemeyen cümleler...
Yoklamalar...
Sanmalar...Sanrılar...Sancılar...Saçmalamalar...
Pollyananlar...'pollyanamayanlar''...
Düğümler...Hesaplaşmalar...


Sıfır noktası...
Sıcak bir ekmek kokusu...
Varlığını bildiklerin..
Küçük bir anı..Gülümseyen, gülümseten...
Tazeleyen..







Sadece bu.